deneme 1 2

feh rtherh

yırtoy ty

rtu yoe u

ryu

wu

ry

yj

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Ateş Düştüğü Yeri Yakıyor

“Diyarbakır ‘da saldırı . 13 şehit verdik” haberinin ardından ne çok anne baba, eş, sevgili, kardeş, abla, kuzen, arkadaş şehit isimlerinin açıklanmasını bekledi, korkuyla. 13 aile, 13 anne baba, 13 eş, sevgili ve kim bilir kaç çocuk, kaç abla, abi, kaç kardeş, kaç kuzen, kaç arkadaşın, kaç kişinin içine ateş düştü.

13 genç beden. Kapağı kapatılmış tabutun içinde, beyaz kefene sarılmış 13 genç beden. Gençlerden biri 5 aylık taze baba, biri de 4 ay sonra baba olacak – mış. Çok üzücü, çok.

Hiç birini tanımıyorum, isimlerini bile bilmiyorum. Sadece beş şehidin isimleri açıklandı henüz.

Hayata en güzel yaşlarındayken veda eden gençler, ailelerinin acısı, gençlerin çocukları, çok acıtıyor canımı. O gençler de çocuktu, mahallede, parklarda koşturup yoruldu. Top oynayıp terledi. Anneleri babaları üzerlerine titredi, büyüttü. Askere gönderdi, büyük olasılıkla da davulla, zurnayla , duayla . Şimdi evlatsız kaldılar. Duayla uğurlayıp bekledikleri yavrularını duayla toprağa koyacaklar . Bunu düşünmek, acılarını anlamaya çalışmak içimi sıkıştırıyor.

Biz iki gün sensiz kalmaya dayanamazken o anne baba ne yapar ? Ne taze baba bebeğini koklayabilecek, ne de bebecik babasını. Sen iki ay görmemiştin babanı da özlemle kavrulmuştun, ben ne yapacağımı şaşırmıştım. Ya o bebecikler ne yapacak babaları bugün gelmeyince ? Yarın, öbür gün de gelmeyince ? Babalar günü kutlanırken. Bu acıyı biliyorum, dayanması zor.

Ahh benim melek oğlum, ben seni meleğim diye severken, o bebecikler babalarını “Meleğim” diyerek anacaklar ya kahroluyorum. İtiraf ediyorum , korkuyorum da.  Hem de çok korkuyorum gelecekten.

Gençlere rahmet,  Gençlerin bebeciklerine, annelerine, babalarına, eşlerine, sevgililerine, kuzenlerine, kardeşlerine, tüm sevenlerine sabır diliyorum .

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Cacık ve Mızık

Akşam yemeği yemek için masadayız. Menüde cacık var . Yüzünde mutlu ve aferin bekleyen bir ifadeyle ;

D: Anne ben cacık yiyorum artık :)

H: Aferin oğluma :)

D: Hem de yerken hiç mızıkmıyorum ,  hepsini bitiriyorum :)

Bir kase hapur hupur, kıtır kıtır yedin, bitirdin. Ben de seni yiyecektim de kaçıverdin :)

 

Bu zamana kadar cacık yediğini görmediğim, sadece bir kaç defa salatalık ısırdığını gördüğüm oğlum, koyu kıvamlı cacığını yedi bitirdi. Bir ilke imza attı :) .

Ilkler kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »

Tahtaya üç tık

Tahtaya üç tık.
Tık tık tık .
Artı bir de maşallah .
Oğlum sabahları annesini öperek gönderiyor işe .
Önce yanaklarımı öpüyor sonra gözlerimi .
Sonra “Bal dudaktan” deyip bir öpücük de dudaklarıma konduruyor .
Kelebek gibi.
Yumuşacık .
Ne ağlama kaldı, ne annenin yüreğini dağlama .
Bitti :)
Batıl inanç da olsa , tahtaya üç tık vurasım var .
Tık tık tık.
Artı bir de maşallah oğluma , amann nazar değmesin .

( * )  Tahtaya üç tık için not ; Çok eski zamanlarda, Kuzey Amerika Yerlileri, meşe ağacının yüksekliği ve sağlamlığı nedeniyle bazı güçlere sahip olduğuna inanırmış. Meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü farkettiklerinde , tanrının da yıldırımla beraber yeryüzüne inip oturduğuna inanmışlar . Ve ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şanssızlıklara karşı tanrı ile temasa geçmek için meşe ağacının köküne vurmaya başlamışlar . Günümüze tahtaya üç kez vurmak olarak gelmiş .

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Homeopati

40 nokta 4” başlıklı bir yazı yazmıştım. Üzgün, ağlamaklı bir halde. Seni ateşler içinde görmeye dayanamazken, şaşkin, korkmuş ve ne yapacağımı bilemezken . “Biri bana anlatsın” demiştim . Birkaçgün sonra Sertaç ‘dan mail aldım ;

Hasenecim,
Sen de biliyorsundur bunlari ama birkac sey soylemek istiyorum bu ates meselesi ile ilgili. Deniz’in vucudu bir nedenle ates ve iltihap yapiyor. Bademcigi bu iltihaplari toparliyordu ama islevini artik yerine getiremediginden (yorgun dustugunden) aldirmak zorunda kaldiniz. Onun yerini alacak baska organ da yok. Ates ve iltihap devam ediyor, cunku bademcik sadece bunun sonucu idi nedeni degildi. Homeopati’yi duydun mu? Hastaliklarin ve sorunlarin nedenini ortadan kaldirmayi hedefleyen bir cesit alternatif tip. Benzer benzeri cozer felsefesi ile. Turkiye’de de yayginlasmaya baslamis. Hatta homeopati dernegi kurulmus, Saglik Bakanligi’ndan onay alip tedavi yontemi olarak benimsenmesi icin basvurulmus. BAT’de bir arkadasim vardi, yari Yeni Zellandali, homeopatiyi uyguluyordu. Ben de hastasi olmustum, ama simdi YZ’de.

Homeopatiyi kullanan bir cocuk dr’dan bahsetmislerdi. Yalin icin sormustum. Bilgileri Turkcell’de kaldi, ama tekrar sordum. Gelince gonderecegim sana da. Istersen bu arada homeopatiye bak internetten.

Sevgilerimle,

Yazmış .

Bundan yıllar evvel, Mahir amcanın eski eşi Ruth ‘dan duymuştum homeopatiyi. Birgün çantasından makyaj çantası gibi küçük bir çanta çıkarmış, sonra da minik çantanın içindeki minik şişelerden birini seçmişti. “Onlar da ne ki? ” diye sorduğumda tek kelime ile cevap verip “Homeopati” demişti. Meraklı biri olarak google ‘a sorup homeopatinin ne olduğunu öğrenmiş ama ilaçla , hastalıkla ilişkisi olmayan biri olarak pek de ilgi duymamıştım.  Aradan 13 yıldan fazla zaman geçti. Homeopati karşıma daha sık çıkar oldu. Ya da algıda seçicilik diyeyim daha farkeder oldum. İlaçla, hastalıkla daha sıkı bir ilişki içinde olduğumdan da olabilir. Reform grubundan Zeynep yazdı sık sık. İyice meraklandım. İstanbul ‘da yapılacak Homeopati ilkyardım kursuna gitmek istedim. Ancak kurs süresinin uzunluğu, zamanımın yetersizliği nedeniyle katılamadım . İş durumum kesinleşşe de biranönce ben de kendimi ve yapacaklarımı organize edip zamanımı planlayabilsem. Bilgisine güvendiğim Zeynep ‘le yazıştım birkaç defa . Bana homeopati ile ilgili bilgiler verdi. Ama yazacak anlatılacak çok şey var tabii . Böyle birkaç yazışmayla olmaz. Okumak, seminerlere katılmak ve homeopatiye, enerjiye inanmak lazım . Tam benlik :) . Zeynep, şöyle yazmıştı ilk yazışmamızda .

“Vücudumuzdaki hastalıklarımızın çoğu bize genlerimizle miras bırakılmış hastalıklardır. Homeopati, tedavi ederken o insanın “yapısına” göre tedavi eder. Yani hem kişinin dış görünüşü önemlidir tedavide (ten rengi, saç rengi kaç beni var vs) hem de kişiliği, neleri yemeyi, içmeyi sevdiği, geceleri ne tarafına yatarak uyuduğu gibi.
Burada amaç o hastalığı kökten yok etmektir. Yani o an için geçirdiğin soğuk algınlığını tedavi etmekten ziyade -ki bir aşamaya kadar olan hastalıkları (soğuk algınlığı ve grip gibi) tedavi etmeyi tercih bile etmezler. Çünkü vücudun kendi kendini iyileştirmeyi de tekrar “hatırlaması” gerekmektedir.”

Ben özellikle ikinci cümledeki yaklaşıma çok sıcak bakıyor olmakla birlikte, kendimi bir homeopata teslim edebiliceğimi de düşünmekle birlikte acaba seni bir homeopata teslim edebilir miyim ? Henüz yüzeysel bilgimle seni teslim edebileceğimi sanmıyorum. Ama soğukalgınlığı ya da üsye ile başlayabiliriz belki . Zeynep, “Hastalığın seyrinde tüm semptomların ortaya çıkmasını beklemek gerekiyor” dediğinde Esra da doktor bakışıyla bunun bazı hastalıklar için geç kalınmışlık olabileceğini söylemişti. Bilemiyorum . Ama yine de Günnur Hanım ‘dan randevu aldım. 4 Mayıs saat 12:30 ‘da gideceğiz.

Hadi bakalım .

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »

Kanguru

H: Deniz ‘cim, ben bir hayvan olsaydım ne olurdum sence ?

D: Kanguru

H: Neden kanguru olurdum ?

D: Beni cebinde taşırdın da ondan :)

H: Deniz ‘cim, sen bir hayvan olsaydın ne olurdun ?

D:  At olurdum, hani askerlerin hızlı koşan atları var ya onlar gibi .

İki gün sonra ;

H: Deniz ‘cim, ben bir hayvan olsaydım ne olurdum sence ?

D: Kanguru

H: Neden kanguru olurdum ?

D: Beni hep cebinde taşırdın da ondan :)

H: Peki  sen bir hayvan olsaydın ne olurdun ?

D:  Kaplan olurdum, herkesi korkuturdum .

H: baban bir hayvan olsaydı ne olurdu ?

D: Gorill :) :) . Çünkü çok güçlü .

Annesinin kuzusu.

Kanguru yavrusu.

Cok seviyorum seni, hem de çok .

Ilginc ve Guzel Diyaloglar kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Şans ve Kardeş

D: Anne sen çok şanslı bi annesin.
H: Neden oğlum ?
D: Çünkü sen bana istediğim herşeyi alıyosun .
H: Sen benim oğlun olduğu için çok şanslıyım ben . Çok seviyorum seni.
D: Anne keşke bebeğimiz olsaydı
H: N’olcaktı bebeğimiz olsaydı ?
D: Büyüyünce onunla oynardım, oynamak için birilerini çağırmazdık .

Sessizce , konuşmadan baktım sana . Üzüldüm, hem de çok.  Yalnızlık çekiyor oğulcanım. Hep yanında birileri olsun istiyor, hep oynamak istiyor. Kardeş eşittir oyun arkadaşı demek . Herzaman evde olan, “Akşam oldu evime gideyim” demeyecek bir arkadaş.  Ben bunları düşünürken ;

D: Anne bu konuda ben haklıyım .

İç sesim ; Evet çok haklısın melek oğlum. Ben de isterim kardeşinin olmasını  ama benim soru işaretlerim, korkularım var.  Ama baban korkusuz. O da senin gibi çok istiyor .

H: Ahh benim meleğim

Diyebildim sadece . Konuşmazsam konu şimdilik kapanır diye düşündüm, kaçmak istedim bu konuşmadan.  Ama melek oğlum kardeş istiyor, oyun arkadaşı istiyor . Hem de çok istiyor . Belli . Öyle olmasa sık sık  dört kişi olmaktan bahsetmezdi.  Konuyu devam ettirmezdi  ;

D: Anne dört kişi olsaydık keşke. Sen , ben , babam bi de bebek. Büyütüp onunla oynardım .

Ahh annesinin canı . Nasıl da içten istiyor kardeşi olmasını. Kardeşinin arkadaşı olmasını . “Büyütüp oynamak istiyor” . Sabrı da var , büyütecek önce, sonra oynayacak. Beklemeye de razı . Demek ki yetmiyor okul arkadaşları, haftasonu akadaşları . Hep yanında olacak bir arkadaş istiyor.  Yani kardeş istiyor .

İç sesim ; Ahh be kuzucuğum, zayıf yerimden vurma beni. Ben de kardeşin olsun isterim ama hayat o kadar zor ki. Okul ve eğitim zor işler yurdumda. Biz de pek genç değiliz. Ben kırk , baban kırkdokuz, iş bulmak, iş kurmak, idame ettirmek gözümü korkutuyor .   Kaybettiklerimizi, kamburlarımızı düşündükçe nasıl korkusuz olayım .

Affet .

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Baloncuk

İlk duyduğumda sinirlenmiş ama hiiç belli etmemiştim.

Çok kızmış ama birşey söylememiş olmak, sinirlenmek ama sakince durup duymamış gibi yapmak .  Anne olduktan sonra öğrendim.

Bu gibi durumlarda sakin hatta bazen hafif bir tebessümle sana bakarken, tepemde bir içses baloncuğu beliriyor , kızan sinirlenen biri ve çıkardığı “hıaa” sesi yüksek tonda olduğu belli olsun diye büyük puntolarla ve koyu olarak yazıyor.  İşte bu soruyu sorduğunda çok kı.zı.yo.rum. Ama sakince duymamış gibi yapıp, tepki vermiyorum .

D: Anne sen beyinsiz misin ?

Yerli yersiz soruyorsun. Sadece bana değil.

D: Mediş , sen beyinsiz misin ?

Tepki verir ya da söylenmez dersem üsteleyecksin biliyorum . Tepkisiz kalırsak, bir süre sonra söylemeyeceksin .

Pırtlar, pop.lar, p.p.ler ‘ le yapılan sohbetler bitti  . Bu sohbetlere hoşçakal dedik , ne mutlu bize :)

“Sen beyinsiz misin ? Senin beynin yok mu ? ” lara ister istemez  “Hoşgeldin” diyoruz.

Vay halimize .

Uncategorized kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Deprem, Nükleer, Dünya ve Gelecek

Bundan yaklaşık 25 yıl önce yani 1986 Nisan ‘ında Çernobil Nükleer Santrali’nde bir patlama olmuştu.  Patlamanın nedeni şaka gibi,  Yetkililer, “Acil durumda soğutma üniteleri devreye girecek mi? ” yi test etmek istemişlerdi . Devreye girmedi. Büyük bir patlama oldu . Ben henüz ondört yaşındaydım. Sokakta, evde, televizyonda konuşulan tek konu vardı; “Radyasyon bulutları Türkiye ‘nin üzerinde , Karadeniz ‘ e yağdı yağacak, eyvah yağdı, kanser olucaz, çaylar radyasyonlu mu değil mi?” . Bir de çok net hatırladığım bir görüntü var gözümün önünde. Bakanlardan biri (ismi Cahit , soyadını hatırlayamıyorum, adı da amcamın adı olduğu için hatırımda) çayda radyasyon olmadığını ispat etmek için ince belli çay bardağı ile televizyona çıkmış, çayını keyifle yudumlamıştı. Ama konunun uzmanları tam tersini iddia ediyorlardı. Çünkü radyasyon bulutları Avrupa’nın büyük kısmına yayılmıştı . Sonuç olarak milyonlarca kişi radyasyona maruz kaldık. O yıldan bu yıla radyasyona maruz kaldığı için binlerce kişi hayatını kaybetti. Binlerce kişi kansere yakalandı. Türkiye ‘de özellikle Karadeniz Bölgesi ‘nde kanser vakalarında artış oldu . Kanser vakalarındaki bu artış ne zaman gündeme gelse Cahit bey hatırlandı hep. Yani Cahit bey yıllarca unutulmadı bu ülkede. Hatta bir ekol oldu . Bilimsel araştırmaya itibar etmek yerine kameralar önünde inkar etmek ekolü.  Komik ama Türkiye gerçeği bu . Doğudaki şehirlerden birisiydi, şebeke suyuna zehir karıştığı haberi çıkınca , belediye başkanı suda zehir olmadığını ispat etmek için ölçüm , test yaptırmak yerine sokaktaki çeşmeden bardağına su doldurup içti kameralar önünde. Marmara Depremi olduğunda MedLine ‘ın sağlık personeli ile birlikte 17 metrelik tırla deprem bölgesinde çalıştım haftalarca. Sağlık malzemesi getirmiş olmamıza rağmen, sağlık ekibi olmamıza rağmen içeri alınmadığımız bölgeler olmuştu . Nedeni kolera salgını ve karantinaydı. Ama basına sızan karantina haberleri de yalanlanmıştı. Hep inkar etme durumu var . Marmara Depremi ‘nde hayatını kaybedenlerin kesin sayısını bile bilmiyoruz . İnkar etmeleri için kendilerince sebepleri var tabii ki . Ama benim de güvenmemek için sebeplerim var .

Geçen hafta Japonya ‘da 8.9 ‘luk bir deprem oldu . Deprem sırasındaki görüntüler ajanslara düşünce bizler de televizyon kanallarından izledik . Önce büyük şaşkınlıkla . Sonra büyük korkuyla. Görüntüler bizim için şaşırtıcıydı , Japon halkı dünya tarihinin en büyük beşinci depremi kabul edilen 8.9 ‘luk depremde sakin sakin oturmaya, hatta çalışmaya devam ediyordu. Panik havası yoktu hiç, sanırsın üç dört şiddetinde sallanıyorlar . İçinde bulundukları binanın depremde yıkılmayacağını biliyor olmalarının verdiği güvenle sakin sakin beklediler . 8.9 ‘luk deprem değil ama tsunami vurdu Japonya ‘yı. Daha doğrusu dünyayı vurdu. Tsunami, Fukushima Daichi Nükleer Santrali ‘nde ağır hasara neden oldu. Nükleer bir felakete yol açtı. Ardı ardına patlamalar oluyor . Sadece insanlara değil doğaya da verdiği vereceği zarar çok büyük Tamiri imkansız . Nükleer reaktörün soğutma sistemi çalışmıyor ve dışarıdan yapılan soğutma çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanıyor . Deprem sonrası deprem terminolojisi,  domuz gribi salgınında sağlık terminolojisi öğrenen yurdum insanı olarak şimdi de nükleer terminolojisi öğreniyoruz . Çok büyük olasılıkla birkaç ay sonra unutulacak , konuşulmayacak bilgiler arasına eklenecek. Tsunaminin verdiği zarar belki beş belki on yılda onarılacak . Ama nükleer tehlike ve radyasyon dünyaya, bize hastalıklı, uğursuz bir miras olarak kaldı ve zararları çok yıllar sonra ortaya çıkacak. Sinsice zarar varecek yıllar geçtikçe. Tıpkı Çernobil ‘den yıllar sonra Karadeniz ‘de kanser vakalarının artması gibi dünya üzerinde de kanser vakaları, doğumsal anomaliler ve tanımlanamamış hastalıklar artacak. Avrupa ülkeleri mevcut nükleer santrallerini durdurma kararı alırken, yurdum yöneticileri nükleer santarala yeşil ışık yakmaya devam ediyor . Mersin Akkuyu ‘da, canlı fay hattında Nükleer santral temeli atmaya hazırlanıyor . Yurdumun başbakanı nükleere karşı çıkanlara , nükleer tehlikeden sözedenlere Japonya ‘daki nükleer tehlikeyi küçümseyerek cevap verdi ; “Riski olmayan yatırım yoktur. O zaman evinize tüp de koymamak gerekir, doğalgaz hattı çekmemek gerekir ya da ülkenizden ham petrol hattının geçmemesi gerekir” dedi. Tüp patlamasının etrafına vereceği zararla nükleerin doğaya , dünyaya vereceği zararı, bozulacak ekolojik dengeyi, canlı doğasını eşdeğer tuttu. Ne desem boş. Evinde kağıtları, camları, tetra kutuları, plastikleri, pilleri ayrı çöp torbalarında toplayan bir aile olarak nükleere sıcak bakamıyorum ben. Babansa nükleer kurulabilircilerden . Enerji ve ekonomi için nükleer gerekli diyenlerden . Ben sadece yurdumda değil dünyada nükleer olmasıncılardanım . Çünkü, nükleer santrallerin ürettiği nükleer atıkların ne yapılacağı konusunda bugün dünyada hiçbir geçerli çözüm önerisi yok. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla tek çözüm, atıkların gömüldüğü ve yıllarca bekletildiği ve bunun ciddi bir risk olduğu. Ayrıca ben yurdumda kurulacak bu tesiste Hasan usta ve Mehmet usta gibi alaylıların da çalışacağını , atıkların ciddiyetle ve özenle saklanamayacağını da düşünüyorum maalesef. Baban mantıklı bir insan olarak buna da karşı çıkıyor , haklı olarak “Yok canım o kadar da değil” diyor . Ancak bundan uzun zaman önce (sanırım on yıl olmuştur ) İkitelli’deki hurdacılara ağırlığı bir tondan fazla kurşun bloklar satılmış, hurdacılar da bu kurşun blokları kepçeyle parçalayınca radyasyona maruz kalmışlardı . Ve bu olayla Türkiye, 23 büyük nükleer kaza listesine, 7 ‘lik skalada 3. dereceden girmişti . Komik ama Türkiye gerçeği bu . Ben bu nedenle “Yok canım” diyemiyorum . Bir komik gerçeği de yazayım başlamışken. Japonya hükümeti, radyasyon sızıntısı nedeniyle reaktör çevresindeki bölgelerde yaşayan halka iyot dağıtmaya başladı. Böylelikle patlamalar sonucu açığa çıkan radyoaktif iyotun tiroitte tutulmasını ve zehirlenmeyi önlemek, halkını da tiroid kanserinden korumak istedi . Bu bilgiden sonra başta Amerika ve  Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde iyot satışları patlatmışken benim canım yurdumda ne satışı patladı biliyor musun ? Kaktüs satışı . Ne alaka değil mi ? Çünkü kaktüs bir nevi kocakarı ilacı , nükleere iyi gelir inancı var yurdum insanında . Özellikle bankalar gibi çok sayıda bilgisayarın bulunduğu ofislerde ekranın yanına bir tane kaktüs koyar insanlar. Kaktüsün radyasyonu çektiğine inanırlar . Kaktüs, Van ‘daki liselerarası proje yarışmasından çıkıp, fısıltı gazetesiyle tüm yurduma yayılmış bir yurdum efsanesidir .

Keşke rüzgar , su ve güneş enerjisine yönelsek , deprem ve tsunami gibi bir afetle dünyaya bu hastalıklı nükleer mirası bırakmasak.

Yaşanmamış olsaydı dediğim bu felaket, geleceğe ve endişelerime dair, dünyayı bekleyenlere dair yazdırdı bana bu yazıyı.

Sen büyüdüğünde yurdum ne halde olur, neler değişmiş olur, ne kadar bilinçlenmiş oluruz ?

Göreceğiz .

Yurduma dair kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Nefroloji Uzmani ile İlk Randevu

Yeni doktorumuz ; Prof.  Dr. Sevinç Emre .  Çocuk sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı & Çocuk Nefrolojisi Uzmanı . Çok güleryüzlü.  Yumuşacık, sakin sesiyle anlatırken hiç ürkütmedi , korkutmadı .  Sorular sordu .  Sonra da anlattıklarımı itinayla hasta kartına yazdı . En önemlisi dinledi . Empati kurdu . Çok sevdim kendisini . Nasıl sevmeyeyim ki. Geçen hafta gittiğimiz Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Prof . ‘u da doktor ! . Ama bir daha gitmek istemeyeceğim bir doktor.

Sevinç Hanım da doktor .  Böbreklerini emanet edeceğim, güven veren bir doktor .

Böbreklerin Sevinç Hanım ‘a emanet artık. Takip edecek seni .  Tedavi edecek . Birşeyciğin kalmayacak .

Sevinç Hanım, Acıbadem ‘de çekilen ultrason raporuna bakarak, böbreğindeki büyümenin normal sınırlar içinde kalabileceğini söyledi . Ancak bu ultrason, ölçüm amaçlı yapılmadığı için ilk yapılacak ultrasonda hassas ölçüm isteyeceğini ve o zaman değerlendireceğini ekledi . Daha da önemsediği asıl konu, böbreğinden sıvı kaçması oldu.  Bağırsak ansları arasındaki sıvı birikimi neden olur, enfeksiyona sebep verir mi ? yi anlamak için sondalı ve ışınlı bir ultrason yapılmalı dedi .  Belki de buradaki sıvı birikimi bir enfeksiyona ve ateşe sebep oluyor olabilir dedi . Şimdiye kadar hiç idrar testi yaptırmadığımıza şaşırdı önce , sonra demek hep boğaz enfeksiyonu diye düşündüler dedi . Aslında boğaz enfeksiyonu diye düşünmeleri de son derece doğaldı çünkü çok şişmiş kızarmış bademcikler, üzerlerinde beyaz kriptik alanlar ve ateş . Kimse o nedenle idrar tahlili, kültürü istemedi .

Akdeniz Ateşini de düşündüm dedi. Karnı çok ağrımıyor ama dedim . Herzaman şiddetli karın ağrısı olmaz dedi. Ekledi, Akdeniz Ateşi ‘nde ateş 4-5 gün sürmez , siz de uzun sürüyor ateş , o nedenle eledim bu şıkkı .

S: Kabızlık var mı ?

H: Hergün kaka yapıyor ama ideal kaka kıvamında değil . Parça parça ve sert yapıyor  , bazen kanatıyor .

S: Kabız o zaman .

Bebekliğinden beri böyle olduğunu söyledim. Daha doğrusu katı gıdaya geçmiş olmakla başladığını . Uzun süre Duphalac içirdiğimi. Ve ekledim “Doktorumuz bizi yanlış yönlendirdi” . Çok saygılı biri Sevinç Hanım. “İçmeniz gerekiyordu demek ki” dedi sadece . “Evet ama FDA bu ilacın çocuklarda güvenli kullanım süresini en fazla 6 ay olarak belirlemiş. Deniz 1 yıldan bir kaç ay fazla süreyle ve dozu artarak içti . Benim çaylaklığım oldu bu , üzgünüm” dediğimde başını sallayarak onayladı .

Ah be kuzucum, kimi zaman çaylaklığımdan düşünemediğim, kimi zaman uykusuzluk ve yorgunluktan akıl edemediğim gözden kaçırdığım şeyler oldu .  Farkına varınca üzülüyorum hatta kızıyorum kendime .

Karnını dinledi “Bağırsakları hareketli oysa” dedi .

Ateşini benim kadar önemsedi . Çok mutlu oldum , önemsediği için.

İsmi lazım olmayan doktora gitme nedenimiz de bu ateşti ve şu cümleyi kurmuştum ;

H: Cuma günü KBB doktorumuz hem de çocuk doktorumuz muayene etti, kulak, boğaz ve burunda kızarıklık, akıntı, öksürük vs yoktu. Gayet iyi demişlerdi .  Hatta aşı da olmuştu . Cumartesi günü ateşi 40.4 ‘tü. Bu ateşten altı gün sonra hafif öksürük varla yok arası başladığında ateşi 38.5 ‘tu. Yani enfeksiyonu varken 38.5 yokken 40.4 olmasını anlayamıyorum ben .

A: Ateş vücudun tepkisidir , enfeksiyona karşı savaşmasıdır , blah blah blah .

Oysa Sevinc Hanım ;

S: 38.5 ateşi açıklayabiliriz, yapılan aşının ateşi de olabilir , enfeksiyondan da olabilir . Ama herşey normal görünüyorken 40.5 ateş çok yüksek, araştırmak gerekli .

Nedeni arayan doktora , saygı duyuyorum .  Yıllardır ateşlenen çocuğuma “ateş düşürücü verip bekleyelim iki gün daha” diyen doktora da kızıyorum .

Sevinç Hanım ekledi ; ameliyat oldu diye hiç ateşi çıkmayacak zannetmeyin .

Aslında hiç ateşlenmeyeceksin gibi bir beklentim yok.  %100 çözüm olmaz demişlerdi  ve  ameliyat sonrasında %10 -15  oranında ateş ataklarının devam edebileceğini söylemişlerdi . Ama ameliyattan iki gün sonra antibiyotik içiyor olmana karşın ateşinin 39.9 olması, bir kaç hafta sonra 40.4,  bir hafta sonra da 38.5 olması beni korkutmuştu ve başka bir nedenden mi ateşi çıkıyor, atladığımız birşey mi var paranoyasına itmişti .  İyi ki de itmiş . İyi ki de tüm batın ultrason çektirip kontrol edelim diye ısrar etmişim . İyi ki de Nurcan Ablam var . Böylece Hidronefroz / böbrek reflüsünü Grade 1 ‘ de yakalamış olduk .

İlk ateş atağında yaptırılacak tetkikleri yazdı reçetesine. Buraya not ediyorum ki hem bulmak kolay olsun hem de unutmayayım ;

  • Tam idrar tahlili
  • İdrar kültürü + Antibiyogram
  • Boğaz kültürü + Antibiyogram
  • Tam kan sayımı
  • Sedimantasyon
  • ASO
  • CRP
  • Fibrinojen tayini
  • Kan kültürü (Nurcan Ablamın tavsiyesi)

Ateşlendiğinde yaptırılacak bu tetkikler ama ayrıca karın ağrısı olursa da arayacağız Sevinç Hanım ‘ı.  Tetkiklerden sonra  özellikle ateşliyken de seni görmek istedi . Ticari bir yaklaşımı yoktu. İsterseniz telefonla da görüşebiliriz dedi .

Üç gün önce kar vardı istanbul ‘da bugün bahar geldi .  Havada bahar kokusu var. Çiçeklenen bahar dalları gördüm.  Baharda pek ateşlenmeyen oğlum bu yazı ateşsiz geçirir bence .  Sevinç Hanım ‘la randevumuz da sonbahara kalır gibi geliyor bana .

Canım oğlum, seni o kadar çok seviyorum ki  :)

Saglik kategorisinde yayınlandı. 1 Yorum »
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.